Cemaatler ve Tarikatlar Bahsinde Yurtseverce Sözümüz

Tahmini Okunma Süresi: 2 dakika

Enes Kara’nın son derece üzücü intiharıyla tekrar gündeme gelen tarikat, cemaat ve benzeri dinsel referanslı örgütler bahsinde müteşekkir ve yurtsever bir tutumun ne olması gerektiğine dair düşüncelerimizi paylaşmak üzere bu kısa metni kaleme alıyoruz. Görüşlerimizi aşağıdaki dört temel başlıkla özetliyoruz:

  • Her görüşten ve inançtan insanın vergi ve emekleriyle üretilen kamu kaynaklarının siyasal ittifaklar yaratmak ve dindar nesiller yetiştirmek söylemiyle bir takım cemaatlere, tarikatlara ve dinsel referanslı örgütlere diğer toplumsal kesimlere tanınmayan önceliklerle, kriterleri belli olmayan, hukuk tanımaz ve denetim dışı biçimlerde aktarılmasına karşı laiklik ilkesinin öneminin altını kalınca çiziyoruz. Devlet dışı aktörleri bir tehdit gibi kodlayan, kamu kaynaklarının devlet dışı aktörlerin faaliyetlerinde hiçbir koşulda kullanılmaması gerektiğini savunan bir devletçi konumda değiliz. Ancak bu ilişkinin öngörülebilir kriterlere dayanan, şeffaf bir biçimde yürütülmesi gerektiğini söylüyoruz. Dinsel aidiyetlerin ve referansların devlet kurumları üzerinden ayrıcalıklar üretme riski olmadığı bir bağlamda yaşamadığımız açık. Cemaat ve tarikatların örgütsel-siyasal gücü ve hakim siyasetin dini araçsallaştırma tarzı dikkate alındığında, kamusal yararı, liyakat ilkesini, hukukun üstünlüğünü laikliğe güçlü bir vurgu yapmadan savunmak mümkün olamayacaktır.

 

  • Eğitimin her seviyede parasız olmasını ve öğrencilerin barınma ihtiyacının temel olarak devlet yurtlarıyla karşılanması gerektiğini savunuyoruz. Eğitim ve barınma gibi temel ihtiyaçların nitelikli bir biçimde karşılanması dinsel referanslı olsun ya da olmasın sivil oluşumların imkanlarına ve inisiyatiflerine bırakılamaz. Şahıslar, dernekler ve siyasal partilerin ticari çıkarlar, dinsel motivasyonlar ya da ideolojik gerekçelerle yurt ve eğitim kurumları işletebileceklerini, ancak kamusal alanda etkin olan tüm tüzel kişilikler gibi maddi ve mali kaynaklarını şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşması gerektiğini, işletmecilik hakkının ancak demokratik kamusal müzakere ile belirlenmiş yasalara göre ve demokratik kamusal denetime açık biçimlerde kullanılabileceğini öne sürüyoruz.

 

  • Laikliği; devletin işleyişinde, imkanlarının kullanılmasında, görevlerinin icrasında dinsel referans ve aidiyetlerin belirleyici olmaması durumu olarak tanımlıyoruz. Devlet otoritesi, dinsel referanslar ve aidiyetler üzerinden vatandaşlar arasında ayrımcılıklar üretmek üzere kullanılamaz. Laiklik, muazzam bir iktidar merkezi olarak devletin, sahip olduğu bu iktidarı vatandaşlar arasında ayrımlar, ayrıcalıklar, hiyerarşiler üretmek üzere kullanmasının önüne hangi prensip ve yapılarla geçebileceğimize dair daha geniş bir ulusal egemenlik tartışmasının bir kavramı olarak anlaşılmalıdır. Bireylerin ve toplulukların dinsel inançlardan, aidiyetlerden, sembollerden ve pratiklerden arındırılması gibi bir sorunsalı yoktur. Dolayısıyla, savunuyor olduğumuz anti-oligarşik ulusal egemenlikçi laiklik, ulusalcı ve bürokratik sosyalist türleriyle devlet merkezli modernleşme projelerinde örneklerini gördüğümüz devlet eliyle dini baskılamak ya da kontrol etmek girişimlerine esastan karşıdır. Laik devlet aktörleri, kamu işleyişi ve dinsel inançlar arasındaki olası çelişkileri bağlamları içinde ve ancak yukarıdaki prensiplerle kayıtlı olmak koşuluyla müzakereye prensip olarak hazır olmalıdır.

 

  • Cemaat, tarikat ve dinsel referanslı pek çok örgütün, sermaye, devlet ve ataerkinin ideolojik aygıtları olarak işlediklerini; vaatlerinin aksine dünyeviliğe karşı mücadelenin bilgisi, ahlakı ve eylemini üreten alanlar olamadıklarını; bilakis, hakim siyasal partilerle, bürokrasiyle ve kapitalizmle içli dışlı çıkar birliktelikleri oluşturduklarını, tespit ediyoruz. Bu yapılar, dindar nesiller söylemi ile aslında sağcı, milliyetçi, devletçi nesiller yetiştirmek üzere gençleri disiplin altına almaya çalışmaktadır. Enes Kara’nın intiharında da bu şekilde disiplin altına alınmanın ürettiği çaresizliğin ve bunalımın etkisi açıkça görülmektedir. Müteşekkir bir varoluş bilinci ve pratiği geliştirmenin, siyaset-ticaret-cemaat kompleksinin dinsel maskeli dünyeviliğiyle güçlü bir ideolojik ve siyasal mücadeleyi zaruri kıldığını vurguluyoruz

Enes Kara’ya rahmet ve sevenlerine başsağlığı diliyoruz.

Saltanattan Sonra

Mustafa Suphi alıntılarına bu kez Saltanattan Sonra Kemalizm’in burjuva karakterine dikkat çeken bir yazıyla devam ediyoruz. Suphi bizleri saltanattan kurtuluşa götüren işçi, çiftçi ve askerlerin yeni cumhuriyette de egemen sınıfların pençesine düşürülme riskine karşı önceden…

UKKTH ve Tam Bağımsız Ukrayna

Ukrayna’nın, bir ulus olarak varlığını ve siyasal bağımsızlığını tanımadığını deklare eden Rus sömürgeciliğine karşı siyasal bağımsızlık mücadelesi sonuna kadar meşrudur. Öte yanda, bir başka düzeyde, Ukrayna’nın Rus devlet oligarşisine karşı Nato adına bir vekalet savaşı…

2 Yorum

    Burada asıl mesele devletin varlığıdır. Onu, hele de bu tarihsel biçimle kabul ettiğimizde aşılacak birtakım sorunları da mevzuya dahil etmiş oluyoruz. Tabiatıyla, zuhur eden yeni problemleri aşmak için, meselâ laiklik gibi bir çözüm de transfer edilebiliyor. Hâlbuki kendini çekip çevirebilir ölçekli toplumsallıklarla şûra ve sözleşme odaklı ilişkiler ağını öne çıkarmak, bürokratik ve siyasal hiyerarşiyi beraberinde zorunlu olarak taşıyan devasa/tanrısal devlet yapısı yerine hakiki alternatif olabilir.

    Ahmet Örs’ün eleştirisinden modern devleti İslami bir kurum olarak almadığı anlaşılıyor. İslami olmayan bir kurumsallığı sınırlamak üzere ileri sürülen bir kavrama neden itiraz ettiğini anlayamıyorum. Anti-oligarşik ulusal egemenlikçi laiklik konusundaki tutumu kendi pozisyonundan dahi “Yetmez Ama Evet Olmalı.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.