Yalçın Hoca’daki bir tenezzül meselesi de değildi. Ne yapıyorsa coşkuyla, şevkle, tutku ve hatta şehvetle yaptığını görürüz. Kendini ciddiye alma irade ve cüreti her satırında, her konuşmasında belirgindir. Belki de Hoca’yı bir “cüret abidesi” olarak tavsif etmek gerekir. Cüretten geldi ve cürete gitti.