Samandağ Alevi Soykırım Anmasından Notlar
İsa: Ben gerçeğe tanıklık etmek için doğdum(…)
Gerçeğe ait olan herkes benim sesimi işitir.”
Pilatus: “Gerçek nedir?”
Yuhanna, 18:37-38
Türkiye’deki bütün sol/ilerici/sosyalist hareketler olarak el birliği ile büyük tatminlerimizden birini daha idrak ile 7 Mart 2026 tarihinde, Suriye sahilindeki Alevi soykırımını anmak üzere Samandağ’da büyük bir miting organize ettik. Pir Sultan Abdal Derneği, SYKP, DEM, Avrupalı Alevi dernekleri, TİP, TÖP, EMEP hepsi bu muazzam etkinliğin başrol oyuncusuydular.1 Etkinliği, her kimse artık, Samandağ’da Suriye Halkları İle Dayanışma Platformu adında bir platform kurulmuş, bu kişiler organize etmişlerdi. Ben de, organizatör Talat Oruç’un ÇHD’nin söz isteğini nezaketle kabulü üzerine2, soykırım karşısında hukukçular olarak yaptıklarımızı, yapacaklarımızı paylaşmak üzere oradaydım.
Samandağ’a girerken kentte olağanüstü hiçbir şey göze çarpmıyordu. Garipsedim. Çünkü birkaç ay önce bu şehirde on binler toplanmış, Suriye’deki Alevi soykırımına karşı durmuşlardı. Değil on binler, binler bile sokakta değildi. Öyle ki, arabamı miting alanının 75 metre kadar uzağına park etmeme karşın, bir kalabalık, coşku, heyecan göremiyor, slogan dahi duyamıyordum.
Konuşmalara geçildi ben miting alanına geldiğim sıra. O kadar az kişi vardı ki, Samandağlı bütün dostlarımı elimle koymuş gibi bulabilmiş, eski başkanım Erkan Baş ile kucaklaşabilmiştim. Elimde iki A4 ile kürsü önünde dolaşırken, bir beyefendi gelip “ÇHD herhalde” demişti… Oysa, sarkık bıyıklarım, montum ve kapkara güneş gözlüklerimle sivil polise benzerim. Demek o kadar yabancıydım.
İlk konuşma komitenindi. İkinci konuşma belediye başkanın, üçüncüsü DEM genel başkanının. Neden? Oysa Samandağ TİP’li bir belediye başkanına sahipti. TİP ev sahibiydi yani. Platform bu kararı vermiş.
DEM eş genel başkanı, konuşmasına Arapça başladı ve Halklarımıza merhaba, “ehlen ve sehlen” dedi. Ama aynı başkan, Diyarbakır’da “(Amed) Kürt Halkı” diye söze başlıyordu hep ve Samandağ’ın ağır ezici çoğunluğu Alevi Araplardan oluşuyordu. Neden “Samandağ Halkı” değil de “Halklarımız”? Konuşma içeriği sinir bozacak türdendi demeyeceğim, çünkü bütün konuşmalar birbirinin kopyasıydı. Kimi Venezüella’yla bağ kuruyor, kimi İran’dan, kimi Suriye Demokratik Cumhuriyeti’nden söz ediyor, kimi bir ve tek olmamız gerektiğini söylüyordu. Hepsi ama hepsi “Halkların Kardeşliği”nden dem vuruyordu. Hepsi!
İyi de, bütün halklar kardeşse bizi katleden kimdi? Bizi katledenlerle soykırımın en yoğun günlerinde anlaşma imzalayan kim? Ve buraya kadar gelip acımızı konuşmak yerine avazları çıkana dek bize nasıl davranmamız gerektiğini söyleme cüretini gösteren kim? Neden İHD ve Alevi dernekleri Arap Alevilerinin çektiği acılardan çok dünyanın geri kalanıyla dayanışmak zorunda olduğumuzdan, hep bir arada durmamız gerektiğinden söz ediyorlardı ki? Oysa soykırım başladıktan çok sonra Alevileri duymamış mıydı bu kurumlar?
Bütün konuşmalarda, ama bütün konuşmalarda ağıt değil politikaydı ağızlarından dökülen herkesin. Samandağ’ın halkların kardeşliğini öğrenmeye ihtiyacı var mıydı ki bu gelen kişiler durmaksızın kafamıza vuruyorlardı? Yoksa herkesin aklına daha çok, siyaset denen lezzet karmaşasında Alevilerin pek güzel bir garnitür olacağı fikri mi gelmişti?
Konuşma sıramı beklerken aklıma Yuhanna incilindeki bu muazzam pasaj geldi: Gerçek nedir? Gerçek siyasetin içinde yitip gitmişti.
Jan Philipp Reemtsma, Yahudilerin Avrupa’dan neredeyse tamamen sürülmesinin cezasını Avrupalıların devasa bir kültürel kayıp yaşayarak çektiklerinin doğru olduğunu söyler ve hemen sonra ekler: “Ama bunun, kitle katliamlarını yeterince cezalandırmak için girişimde bulunmaya hazır olamayan ve Chagall posta kartlarına duydukları sevgi ve ‘Anavetka’ müzikaline giden rekor sayıda izleyiciyle kendince dengeleyici olmaya çalışan bir ülkede söyleniyor olması iğrençtir.”3
Dünkü konuşmalar tam da buydu. Onlar için hiçbir şey yapmaya hazır olmayan fakat onların, Alevilerin, deyişlerinden ve kültürel yapılarından mest olan siyasi hareketler bütünü.
Sahi İsa doğruyu mu söylüyordu, “Gerçeğe ait olan herkes benim sesimi işitir” diyerek? Yoksa Pilatus alaycı bir tavırla, “geç bunları anam babam, geç, bak seni öldürmek isteyenler dışarda bağırıp çağırıyor ve ben Roma’yım” yanıtıyla İsa’ya reel politikanın, gerçek hayatın ne olduğunu mu anlatıyordu? TİP’li belediye başkanın kürsüye davet ettiği Lazkiyeli kadının “Ali medet, Ali medet” haykırışı, Pilatus’un İsa’ya verdiği yanıtta, iki bin yıl sonra Musa dağının eteklerinde yeniden işitiliyordu sanki. Aradaki fark, gerçeği anımsatanın Alevilerin dostu olduğunu iddia etmesiydi. Muhtemelen gerçekten de öyleler. Ama Pilatus da çarmıha “Nasıralı İsa, Yahudilerin Kralı” yaftasını çakarak hakkını vermişti değil mi İsa’nın?
Gördüğüm o ki, Aleviler için vazedilen “gerçek”, Pilatus’un söylediğidir.
Bu arada, miting olacağından Samandağ halkının pek de haberi yoktu, zira anma daha çok sosyal medyadan duyurulmuş, ünlüler o mecra üzerinden çağrı yapmıştı. Öte yandan, şu da var ki, Arap Alevilerine karşı katliamlar tarihinde 7 Mart bir dönüm noktası sayılmaz, bu katliamların tarihi yüzlerce yıllık. O nedenle sahile paralel dağlara demiyorlar mıydı “Nusayri dağları” diye?
ÇHD ne mi söyledi? 8 Aralık 2024’te Alevi soykırımın başlamasıyla birlikte, Aleviler için neler yaptığımız teker teker anlatıldı ve dendi ki Mersin Karaduvar’dan Tartus’a Arap Alevilerini yalnız bırakmayacağız.
Sonra çok güzel bir muhabbete, Mişel abinin yanına gittik İsmail abi ile. Ölmeden sohbet edebildiğimiz kadar edelim, ölmeden birkaç kadeh daha boğma içelim, ölmeden biraz daha gülelim, çünkü reel politikanın başladığı yerde halklar ölür, biz ölürüz.
Ben ise, kırk yılın başı benden bir şey isteyen ÇHD adına gittim, konuştum ve yalnızca kendi adıma gözlemlerimi işte bu şekil yazdım. ÇHD’li dostlarım bağışlasınlar beni.
Dipnotlar
- Sol Parti ve TKP yoktu, neden bilmiyorum. ↩︎
- Oruç, sahiden haklı olarak-konuşmalar uzayınca- pek çok kişiye olduğu gibi bana da mesaj atarak konuşmamı 2 dakikayla sınırlamamı istedi. Bir dakika konuştum. Haklıydı, insanlar sıkılmıştı! ↩︎
- Jan Philipp Reemtsma, Vahşeti Kavramak, çev. Ender Ateşman (İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 1998), 31. ↩︎
