“HEPİMİZ FİLİSTİNLİYİZ”

Tahmini Okunma Süresi: 4 dakika

Bu yazı Birzeit Üniversitesi Profesörler ve Çalışanlar Sendikası tarafından kaleme alınan “‘We are all Palestinians’ in the face of colonial fascism” başlıklı bildirinin Türkçe çevirisi ve iktibasıdır.

Çeviren: Doğukan Oruç

Redakte eden: İlker Cörüt

2023 yılı Filistinlilerin sömürgeci faşizmin karşısında cesaretle durduğu, yuvalarını, insanlıklarını ve hayatlarını savunmak için haykırdığı bir yıl olarak tarihe geçecek. Filistinliler bir halk olarak yüzyılı aşkın bir süredir yerleşimci sömürgeci şiddete direndi. Halk olarak geliştik ve gelişmeyi de sürdüreceğiz. Direnme hakkımızdan bahis açmaya gerek yok – çünkü bu Filistinliler açısından bir hak değil, bir var olma ve hayatta kalma biçimidir.

Siyonizm, yerleşimci devleti ve bu faşist ideolojinin bir ürünü olan bütün bu sömürge sistemi artık hilekârlıkla hümanizm perdesinin arkasına gizlenemez. Filistin’de, 2023 yılında, talep ettiğimiz şey olanları anlatma hakkımız değil. Anlatabilme kabiliyetimiz hiçbir zaman elimizden alınmadı ve direniş, bütün tezahürleri ve biçimleriyle, uluslararası hukukun statik yasalarının ön onayına ihtiyaç duymuyor. Ezilenlerin kendi ezilmişlikleri üzerinde otorite talep etmelerine hacet yok; tarihin –bizim tarihimizin!– süregiden olayları bize bu otoriteyi zaten sağlıyor. Siyonizmin kan dökücü barbarlığını ifşa etmeyi görevimiz olarak görmüyoruz, faşist bir devlet ve acımasız bir ordu olarak giriştikleri eylemler bu görevi üstlenmek için fazlasıyla yeterli. Bizim görevimiz içinde bulunduğumuz bu ânı kurbanlar olarak değil fakat hatırlayacak, hatırlatacak, hayatta kalacak ve direnecek insanlar olarak kayda geçirmektir.

Tarihimiz bütün bu olup bitenlerin öyküsünü yalnızca sömürgeci zulmün bir belgesi olarak değil, fakat aynı zamanda yaşama ve direnme konusundaki pervasız kararlığımızın bir kaydı olarak da anlatacaktır. Biz, Filistinli Araplar, topraklarımıza ve insanlığımıza bağlı kalmayı sürdürüyoruz – insanlığını çoktan yitirmiş olanlara insan olduğumuzu kanıtlamanın lüzumu yoktur.

Gelgelelim, kendimize ve başkalarına Filistin’de işlenmiş ve işlenmeye devam eden, Siyonizmin Filistin topraklarına ve Filistin halkının arasına şiddet ve zor gücüyle girmesiyle başlayan suçları hatırlatmanın yine de bir yararı olabilir. Bu suçların listesi bir hayli uzundur ve basit bir biçimde özetlenmesi imkân dâhilinde değildir, ancak mücadelemizle dayanışma hâlinde ezilenlerden yana olmayı seçen kimselerin özgürlük ve kurtuluş fikrinden bahsederlerken şu hususları akıllarından çıkarmamalarını rica ediyoruz: Her zamanki gibi, şehitlerimizin kanına ve mücadelemizin haklılığına karşı duyduğumuz görev hissiyle başlarımız ve ruhlarımız dik. Bu listeyi hazırlarken “savaş suçları”, “soykırım”, “aparteid”, “canilik” ve “gaddarlık” gibi ifadelerin İsrail devletinin bugüne değin yaptıklarını ve yapmayı sürdürdüklerini tanımlamak için elverişsiz ve son derece yetersiz göründüğünün pekâlâ farkındayız:

  • İşgalci bir kolonyal güç, acımasız işgali altında yaşayan insanlara karşı meşru müdafaa hakkına sahip olduğunu iddia edemez. Medya her ne kadar aksini iddia etme girişimlerinde bulunsa da sömürgeci ile sömürülen arasında ahlâkî bir eşdeğerlik ilişkisi yoktur;
  • İsrail devleti Gazze’ye karşı giriştiği bu savaşta her zamanki hareket tarzını takip ederek evleri, hastaneleri, yetimhaneleri, çocuk parklarını, okulları, üniversiteleri, camileri, kiliseleri ve kamusal alanları agresif bir şekilde bombalamak yoluyla doğrudan halkımızı hedef almış, mezarlıktaki ölüleri dahi hedef tahtasına koyarak öldürebildiği kadar Filistinliyi kasten, bile isteye öldürmüştür;
  • Su hatlarını, elektrik motorlarını, acil yardım hizmetlerini ve bütün diğer önemli hizmetler ile sivil tesisleri çalışmaz hâle getirmek ve bombalamak Siyonistlerin “silâhların saflığı”[i] iddialarının ironisi altında daha da cüretkâr bir biçim alan soykırımcı bir gücün eylemleridir. Bu “saflık” yalnızca söz konusu silahların her koşulda Filistinlilere karşı kullanılmaya hazır olduğu fikrini ifade eder;
  • Siyonist medyanın (küresel olarak sahiplenilen) yayınlarının katıksız kriminal karakteri, zalimin suçlarından ötürü mazlumu suçlamasında süre gitmektedir. Siyonistlerin mağduriyet iddialarındaki büyük ironi Filistin’i Filistinlilerden tahliye etmek amacıyla kendi orduları tarafından işlenen soykırımda meydana çıkmaktadır. Her zaman trajik olmakla beraber, bu suçlar Siyonizmin ayrılmaz bir parçasıdır ve yeni değillerdir. Zira şu anda dahi bütün dünya yalnızca tanıklık etmekle yetinirken katliamlar ve Filistinli mültecilerin yerlerinden edilmesine yönelik eylemler devam etmektedir;
  • İsrail’in politik söyleminin apaçık ve utanmazca soykırımcı ırkçılığı: Bütün siyasî çizgilerdeki yerleşimci Siyonist siyasetçilerin Araplara yönelik pornografik ölüm çağrıları faşizmdir ve bu, Siyonizmin tarihini tanımlayan soykırımcı şiddetin ve yerleşimci-sömürgeci faşizmin daha da kuvvetlenmesine yönelik bir destekten başka bir şey olarak nitelendirilemez;
  • Gazze’nin zorla hapishaneye dönüştürülmesi, Gazze’nin abluka ve kuşatma altında tutularak tüm bir nüfusunun şimdi on altı yılı bulmuş olan bir hücre hapsine mahkum edilmesi anlamına gelmektedir;
  • Direnme hakkının kendi kendini kriminalize etmesi de dâhil olmak üzere direnişin kriminalize edilmesi, dökülen bütün kanın ezilenlerin üzerine atılması ve yerleşimci-sömürgeciliğin işgal ve mülksüzleştirme suçlarının tamamen görmezden gelinmesi;
  • Amerikan dayatmalarının baskıcı sultası altındaki Arap ve Müslüman rejimler de dâhil olmak üzere tüm dünya ülkeleri tarafından sürdürülen akıl almaz sessizlik ve yardakçılık suçu, soykırımı açıkça desteklemekte veyahut yerleşimcilerin suçlarına sessizce seyirci kalmaktadır;
  • Bir halkın tümüyle soykırıma maruz bırakılması noktasında en bariz biçimde görünen Amerikan suç ortaklığı. Siyonist ve Amerikan sömürgeciler, Arap rejimlerinin yardım ve yataklığıyla, Filistin halkına karşı 21. yüzyılda faşizmi tarifleyen suçlar işlemişlerdir;
  • Filistin ulusunun var olma, direnme, yurtlarına geri dönme ve kendi kaderlerini tayin etme noktalarındaki siyasî haklarının tümüyle inkârı süregelen bir tarihî suçtur.

Biz Filistinliler özgür olma hakkına sahibiz. Bu hak, birtakım hukukî yasaların belli-belirsiz kelimeleriyle teminat altına alınmış bir hak değildir, özgürlük için mücadele etmek bizim insanlık onurumuzdur. Filistin direnişi, Filistin’deki yerleşimci-sömürgeci işgalinin başlangıcından bu yana kriminalize ediliyor. Direnişimiz gerilla savaşı taktiklerini kullanmaya başladı diye zalim mi oluyoruz? İsrail ordusu tam olarak neyi elde etmek için savaşmaktadır? Direniş savaşçılarının karşısında duramayan uçaklar kuşatılmış Gazze’yi bombaladı, hem de hiçbir ayrım gözetmeden! Siyonistlerin topraklarımıza gelmesi ile başlayan soykırım savaşını boşuna sürdürmeye mi çalışıyorlar? 1948’deki silme operasyonunu bir nihayete erdirmeye mi uğraşıyorlar?

Bütün gördüklerimiz ve bildiklerimize dayanarak harekete geçmeli, adaleti ve insanlığı seçmeli, sömürgeci aşağılamaya karşı mücadele etmeliyiz. Şu anda hepimiz Filistinliyiz ve hiç vakit kaybetmeksizin asıl suçlulara karşı harekete geçmeli ve onların bu canavarca ve barbarca eylemlerine karşı haykırmalıyız. Siyonizm, Filistin’de sahte bir mitoloji üzerine bina edilmiş ve bölgenin yerli halkına karşı sürekli ve sonsuz bir şiddetle kendini ayakta tutabilen soykırımcı-yerleşimci bir projedir. Bu şekilde görülmeli ve bu şekilde ele alınmalıdır. Gerçek suçlular böyle adlandırılmadıkları ve bu doğrultuda bir muamele görmedikleri müddetçe politik, akademik veya sosyal özgürlüklerden bahsetmenin bir karşılığı olmaz.

İşgal altındaki Filistin’de yaşayan bizler –ve tüm Filistinliler– kalemin kılıç karşısındaki zaferi gibi şairane hayallere kapılmıyoruz. Çünkü hem öldürme eyleminin faili olan kılıcın hem de bu öldürme eylemini anlatan kalemin kendi tekelinde bulunduğunu iddia etme hakkı ikiyüzlü uluslararası toplum ve emperyal tarihin kaderi tarafından kendisine tanınmış olan düşmanın elindeki bu kılıç etimizi çok derinden kesti.  İşgal altındaki Filistin’de çalışan akademisyenler ve entelektüeller olarak, böylesi kritik zamanlarda ne kadar beyhude görünürse görünsün kelimelerimizi kullanmak mecburiyetindeyiz. Halkımızın cesur ruhuna, direnişimize, özgürlüğümüzün zaferine ve devredilemez haklarımıza da inanıyoruz. Tarihin bu kritik ve kaçınılamaz kavşağında galip geleceğimizi biliyor ve bunu ilan ediyoruz – adalet galebe çalacaktır. Bizler sizin edilgen kurbanlarınız değiliz; gözü dönmüş bir nefret ve kana susamış bir şiddet ideolojisiyle hareket eden yerleşimci bir devlet tarafından katledildik, sakat bırakıldık, yerlerimizden edildik – ama susturulmayacağız. Direnişimiz bize ileriye giden yolu gösteriyor, metanetimizi koruyoruz ve zafer bizim olacak.

11 Ekim 2023

Birzeit Üniversitesi Profesörler ve Çalışanlar Sendikası, İşgal Altındaki Filistin.


Orjinal Metin: Birzeit University Union: ‘We are all Palestinians’ in the face of colonial fascism – Mondoweiss

[i] İsrail Savunma Kuvvetleri’nin (IDF) resmi savaş ettiği belgelerinde yer alan ve silahın ancak gerektiği ölçüde ve öz savunma amacıyla kullanılması gerektiğini telkin eden ilke.

“Sosyalistlerin İşçi Sınıfıyla Diyalog İçin Yeni Bir Dile İhtiyacı Var”

Mehmet Türkmen ile Söyleşimizin son bölümünde Türkiye’deki sosyalist siyasal özne ve grupların genel bir değerlendirmesine yer verdik. Türkmen popülerleşen sosyalist simge ve isimlerin önemli olduğunu ancak mücadelenin sadece popülerleşmeye feda edilmemesi gerektiğini vurguluyor: “Sosyalizmin sadece…

‘Solcu’ Beyaz Yakalılar: “İşte bunlar gidip AKP’ye oy veriyor. Bunlara müstahak” diyor.

Mehmet Türkmen’le söyleşimizin dördüncü bölümünde işçi sınıfının etnik, kültürel ve siyasi profiliyle orta sınıfların işçi sınıfına bakışı konusuna eğildik. Türkmen işçi sınıfının siyasi profilindeki farklılaşmadan çok sürekli bir örgütlenmenin önemine dikkat çekiyor, orta sınıfın horlayıcı…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir