Yunus Emre Aslında Ne Dedi? Melamilik Üzerine

Kenan Göçer ile Yunus Emre üzerine olan sohbetimizin ikinci bölümünde Yunus Emre’nin de içinde yer aldığı Melami tasavvufi geleneğin kurucu ilkeleri ve ayırt edici özellikleri üzerine konuşuyoruz. Son bölümde ise tartışmanın devlet ve sermaye eleştirisi için ne gibi içerimleri olduğuna odaklanacağız.

Yurtseverce: Hocam şimdi Melamiliğin ayırıcı unsurlarının altını bir çizsek. Meslek vurgusu var, cezbe meselesinin bu kadar merkezde olmaması var. Melamilik nedir, sizin için Melamiliği anlamlı kılan unsurlar nelerdir. Yunus’u burada nasıl görebiliyoruz?

Kenan Göçer: Bir defa Melamilik’te kendi mesleği ile geçinme var. Başkasının himayesine dayanmadan kendi mesleği ile yaşamını idare etme var. Bu Horasan’dan başlayan, Türkler arasında yaygınlaşan bir uygulama ama bunun sadece Türkler arasında kaldığını da sanmıyorum. Farslar ve Kürtler arasında da yaygınlaştığını düşünüyorum. Ayrıca Horasan üzerinde de durmak gerekiyor. Fakat bu meslekli oluş muhtemelen Bağdat sufiliğine bir tepki. Bağdat sufiliği nedir? Türkçe ifade edersek, Akbudun’u yani yönetenleri pek rahatsız etmeden, biz sizin işlerinize karışmıyoruz, siz de bizim işimize karışmayın, bırakın biz de burada Allah’ı bulalım diyenlerin yoludur. Şehrin içerisinde tekkesi olan, sürekli Allah’a nasıl ulaşabilirim konusunu merkeze alan bu yapı ister istemez itibarlı bir çevre oluşturuyor. Kolay kolay giremiyorsunuz içine. Gerçi çok elitist bir yapı içerisinde olduğu da söylenemez, çünkü içerisinde Hallac-ı Mansur gibiler de var. Aslında isminin mahlasında Hallac olduğu için onu da Melamiliğe dahil edebiliriz, ama oralardan etkilendiği için onu da Bağdat sufiliğine dahil ediyorlar. Gelgitlerin olduğu bir kişilik gibi görünüyor. Hallac karakteri önemli, çünkü gerek Yunus gerek Niyazi Mısri, gerekse de Şeyh Bedrettin’de Hallac’a vurgular, selamlar çok fazla.

Bağdat sufiliği ister istemez bir sınıf üretiyor. Bu sınıf, giyim tarzıyla, tekkesiyle, zikriyle çok belirgin bir şekilde bir kast sistemine dönüşüyor. Melamilik işte bu şekilciliğe karşı; yani Allah’a ulaşmanın bir zikir tarzı mı olur? Bir yöntemi mi olur, bir giysisi mi olur, mekânı mı olur, zamanı mı olur, yani Allah’a ulaşmak her zaman mümkün olan bir şeydir. Melamilik bu şekilciliğe karşı oluşan bir tepkidir. Siz Bağdat sufiliği içinde de olabilirsiniz ama Melami bir tavrınız olabilir. Bu Horasan’da biraz daha mayalanmış, yani üzerinde durulmuş, giderek büyüyen bir şey fakat kendisini göstermediği için daha çok Bağdat sufiliği içinde ele alınmış gibi görünüyor. Yani siz adınızı koymadığınızda, etiket yapmadığınızda birileri sizi kendi başlığı altında ele almak istiyor. Siz de kategorik olarak herhangi bir yapının içinde olabilirsiniz ama içten içe öteki tavrı sürdürüyor olabilirsiniz. O yüzden Melamilik öyle çok tanımlamaya gelecek bir şeymiş gibi de görünmüyor. Karamustafa, “Melamilik kayboldu” diyor, ama zaten tarzları bu, kendilerini ortaya çıkarmıyorlar. O yüzden kaybolmuş gibi gözüküyorlar ama aslında kendilerini gizledikleri için ortadan kayboldukları söylenemez.

Yurtseverce: Hocam Kalenderilik ve Haydarilik ile Melamilik arasındaki fark üzerinde biraz durabilir miyiz? Sanki ilk bakışta Kalenderilik daha protest, daha aktivist bir çizgide duruyor. 60’ların hippi tarzı var olma biçimini andırıyor gibi… Yarı çıplak gezenler, küpeli adamlar, toplumsal normları çigneyenler… Melamilik ile arasındaki fark nedir? Bir açıdan sanki arada fark yokmuş gibi duruyor. Yani Melamilik de kurtuluşu bireysel düzlemde arıyor; diğer Melamilerle bir araya gelip birlikte bir değişiklik arama gibi bir tarzı yok. Bu açıdan bakınca Kalenderi, Haydari geleneklerin takipçilerinin daha eylemci bir çizgide olduğunu düşünmek mümkün mü?

Göçer: Kalenderiler ve Haydariler aslında Bağdat sufiliği içinde olan babalarına karşı bir tepkiyle buralara yöneliyorlar. Bağdat sufiliği bir statü ve itibar oluşturuyor. Bu itibara çok keskin bir şekilde itiraz etmek üzere ve büyük ölçüde bu sûfîlerin çocukları Haydari ve Kalenderilerin içinde yer alıyorlar. Bunlar gruplar halinde topluca geziyorlar, şehirlerin kenarlarına yerleşiyorlar ama şehirlilerin kendilerini görecekleri şekilde davranıyorlar. Toplu halde şehre gidip dileniyorlar ama şehrin kıyısında yaşıyorlar. Biz buradayız ama sizi reddediyoruz, der gibi bir hareket; bu yönüyle aktivist, fakat Bağdat sufiliğini reddeden bu Kalenderi ve Haydari gruplar da bir süre sonra kendi içlerinde bir statü oluşturuyorlar. Onların liderleri de bir müddet sonra karşı çıktıkları statüleri kendi içlerinde oluşturuyorlar. Çünkü Kalenderi ve Haydariler’in şefleri Bağdat sufilerinin oğulları oluyor. Şöyle ifade edecek olursak, diyelim ki iktidara karşı bir hareket oluştu, iktidara karşı oluşturduğumuz hareketin başına iktidardan birinin oğlu geçiyor. Ne oluyor, bir süre sonra düzen onun etrafında oluşmaya başlıyor. Yani itibara karşı çıkarken bile itibarlı bir konumla karşı çıkıyorsunuz. Böylece aynı tuzağa düşmüş oluyorsunuz. Melamilik ise bu tuzağın, bu paradoksun farkında. Aktivist olalım, ama öte yandan aktivist olmanın oluşturduğu bir itibar ve dolayısıyla bir kibir de var. Melamilik bunlara karşı şunu söylüyor sanki: Babalarınız oturan itibarlı, siz ise gezen itibarlısınız.

Yurtseverce: Melamilik için şöyle bir şey söylenebilir sanki: Sizin de ifade ettiğiniz gibi, tanımlamak çok güç ama hepsi kendisine bir şekilde Melamiyim diyor. Ahi Evren de Melamiyim diyor, bir başkası da söylüyor, tanıma sığmaz, çerçeveye sığmaz bir tarafı da var hakikaten. Sanki illegal bir duruşları var gibi, ne dersiniz?

Kenan Göçer: Açıktan kimse Melâmîyim demese de, bir şekilde şiirlerde veya sözlerde bunun izi bulunabilir. İktidar, tanımlananlarla daha kolay mücadele eder. Dünya sistemine karşı oluyorsunuz ama olunan şey Greenpeace yani… Sizin hal ve hareketleriniz, yapabilecekleriniz iktidar tarafından öngörüldüğü an sizin karşı olmanızın, muhalefet olmanızın etkili olan bir yönü yok. Ortadoğu’nun dünya sistemi için ürkütücü olan yanı hareketlerinin öngörülememesi. Öngörülebilir olduğunuz zaman isterseniz dünyanın en büyük muhalefet hareketi olun hiç sorun değil, sizin kurgunuz, matematiğiniz ortaya çıkınca mücadele etmek kolaylaşıyor. Melamilik bu matematiğin ortaya çıkmasına karşı; dünya tarihinde görülmüştür ki, dünyanın en büyük muhalefeti kendi matematiğini, algoritmasını iktidara verdiği an hangi argümanı geliştirirse geliştirsin hiçbir önemi yok. Dijital ağlara girmeden bir muhalefet örgütlediğiniz anda gücünüz ve etkiniz artacaktır.

Yurtseverce: John Holloway’in 2000’lerin başında çok tartışılan bir kitabı vardı: “İktidar Olmadan Dünyayı Değiştirmek”. Daha ziyade Marksistler arasında tartışılan, iktidar olmadan, onun dilini benimsemeden bir muhalefet etme biçimini ileri süren bir kitaptı. Oradaki iddiayı andırır bir şey söylüyorsunuz.

Kenan Göçer: Aynen öyle, çünkü Kalenderiler bir cemaat sonuçta. Topluluk içinde yaşadıkları için ve toplumun da her türlü kural, düzen ve yasalarına karşı olunca… Öyle olduklarında iktidar diyor ki, bunların karnını doyurun gönderin. Hatta öyle ki iktidarın en büyük temsilcileri onlara sofra kuruyor, karınlarını doyuruyorlar. Çünkü vermediklerinde sorun çıkaracaklar. “şunlara kaç günlük istiyorlarsa yemeklerini verin de, alsınlar gitsinler, biz kendi işimize bakalım” şeklinde yaklaşıyorlar. Kalenderiler için de, onları rahatlatan bir durum. “Bakın bizim de muhalefetimiz var ama hiç sorun değil” deyip kendi toplumsal meşruiyetlerini de sağlamış oluyor. Dolayısıyla en zor olan o pasif dediğiniz Melamilik, onunla baş edilmesi zor.

Yurtseverce: Yunus’un ismini Taptuk Emre veriyor. Muhtemelen başka bir ismi vardı. Bu isim meselesinde Anadolu’da çok garip bir durum var değil mi? Mesela Geyikli Baba, Barak Baba, Garip, Dertli; yani kendi ismi yok. Kendi isimleri yok, hem hayvan, hem bitki isimleri var. Çok ilginç değil mi? Bir takım sıfatlar var, bazen meslek adları var. Bununla ilgili ne söylersiniz hocam?

Kenan Göçer: İşte birikim dağıtmaya benliğinden başlıyor. Siz kendi isminizi terk edebilir misiniz? İsminiz üzerinden bir birikim, bir kredi yapmışsınız onu terk etmek çok güç değil mi? Ama onlar önce isimlerini terk ederek başlıyorlar. Başka bir toplumda yaşıyorsunuz ama isminiz yok, size ismi o toplum veriyor. Sıfırdan kuruyorsunuz. Kendinizi ancak bu şekilde var edebilirsiniz. Diğer türlü de toplum size isim veriyor ama size aynı zamanda kendi normlarını vermiş oluyor.

Yurtseverce: Melamiliği kurumsallaşmış muhalefet biçimlerinden ayrı bir yere koyarak değerlendirdiniz. O zaman şu soru ortaya çıkıyor; diğerleri başarısız ise Melamiliğin başarısı nedir?

Kenan Göçer: Melamiliğin başarısı başarısızlığından kaynaklanıyor. Yani başarıya ulaşmayı hiçbir zaman düşünmedikleri için başarılılar. Burada başarı ile iktidarı özdeşleştiriyorum. Başarıdan, bir güç elde etmeyi anlıyorum. Dolayısıyla güç elde etmek, başarılı olmak gibi bir dertleri olmadığı için başarılılar.

Yurtseverce: Peki, İyonya’da örneği  görülen izonomiyi kurmayı amaçlayan bir yapısı var mı Melamiliğin?

Kenan Göçer: Var olduğu görülüyor. Nasıl görülüyor mesela? Siz meslekli olmaya vurgu yapıyorsunuz, mesleksiz olanları yanınızda barındırmıyorsunuz… Herkesi yapabildiği ölçüde meslekli olmaya yöneltiyorsunuz. Fakat kazançlarınızı biriktirmiyorsunuz, dağıtıyorsunuz. Zaten Ahmet Güner Sayar ile Sabri Ülgener’in dikkat ettikleri yer burası. Ama özgürlükçü iktisadı öncelediklerinden dolayı içten içe hayıflandıkları seziliyor. Hayıflandıkları nokta, “Neden bunlar dağıttı, biriktirselerdi de bir şeyler yapsalardı olmuyor muydu?” gibi düşünüyorlar. Fakat onlar biriktirmediler ve etraflarına verdiler. Hem mesleğe, çalışmaya önem veriyorsunuz, hem de paylaşıma önem veriyorsunuz.

Yurtseverce: Türk-İslam geleneği içinde özellikle Melamilikte cisimleşen bu mal ve iktidar biriktirmemek vurgusunun gittikçe zayıflamasını nasıl anlamak gerekir?

Kenan Göçer: Göçer-evlilikten, toprağa yerleşmeye başladıkça mülkiyetin önemli olduğunu hissetmeye başlıyorlar. Gönülleri ne kadar Yunus’ta veya Melamilik’te olsa da mülkiyetçi olmadıkları sürece hayatlarının kalıcı olmayacağını düşünüyorlar. Ekonomik şartlar oraya savurmuş oluyor. Toplumsal şartlar değişince düşünce de değişmiş oluyor. Yerleşiklikle ilgili bir şey. Fakat bir yandan da İyonya’da göçebelik yoktu, yerleşiklik vardı. Fakat orada niye böyle eşitlikçi bir düzen var? Orada toprağın bol olması mülkiyeti değil, eşitliği getirdi. Ama Yunus Anadolu’sunda nüfus artmış, toprak az, en karışık dönemini yaşıyor. Bütün milletlerin bir arada yaşadığı bir yapıdaydı. Nüfus fazlalığı ile ilgili bir konu gibi görünüyor.

Milli Demokratik Devrimden Radikal Demokratik Devrime: Ulus Belasından Kurtulmak

Bu yazı daha önce Teori ve Politika dergisinin “Bahar-Yaz 2021” sayısında aynı başlıkla yayınlanmıştır. Geçmişi tarihsel olarak kurmak “onu gerçekten olmuş olduğu gibi” tanımak değil, tehlike ânında birden parlayıveren anıyı ele geçirmektir. Tarihsel maddeciliğin meselesi,…

Sosyalist solda Türkofobi

Doksanlı yıllardan önce Türkiye solunun Türklük ile çok daha yapıcı ve zenginleştirici ilişkilere sahip olduğunu belirten Hamza Yalçın’ın Odak* dergisinde yayınlanan bu yazısını dikkatlerinize sunuyoruz. Yalçın’ın özellikle sol için ulus imgesinin ötekileşmesi sürecinin yeni olduğuna…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir