Yurtseverce İzlenimler – Yemeksepeti Kuryelerinin Direnişinden Kesitler

Tahmini Okunma Süresi: 6 dakika

Yemeksepeti kuryelerinin maaşlarının iyileştirilmesi ve sendika talepleriyle başlattıkları iş bırakma eylemi ve direniş, geçtiğimiz günlerde birinci ayını doldurdu. Yurtseverce’den arkadaşlarımız İbrahim Kuran ve Suat Yalçın firmanın genel merkezi önünde eylemlerini sürdüren kuryelerle görüştü, protestolardan kesitler kaydettiler. Daha fazla yorum yapmadan sözü direnen işçilere bırakıyoruz. Yurtseverce olarak tüm kamuoyunu yemeksepeti kuryelerinin hak mücadelesine desteğe davet ediyoruz.

Tatlısu depoda çalışan Osman, pandemiyle ağırlaşan koşulları ve taleplerini şöyle özetledi:

+ Merhaba adım Osman. Ümraniye Tatlısu depoda çalışıyorum. Yaklaşık iki sene önce bu işe girdim. Ben işe girdiğim zaman pandemi daha başlamamıştı. İşe girmemden bir ay sonra pandemi başladı ve işimiz çok ağır bir hale geldi. Bizim pandemi döneminde günlük yaklaşık 50 ya da 60 paket attığımız günler oldu. Tek seferde bize 10-15 paket geldiği dönemler oldu. Biz o dönemlerde çalıştık. Biz karda çalıştık, kışta çalıştık, yağmurda çalıştık, kızgın güneşin altında çalıştık. Bugün talep ettiğimiz şey ise basit, çok değil 5500 lira net maaş istiyoruz. İşe girdiğimiz zaman ağır işlerde çalışabilir raporu istediler bizden. Yaptığımız iş ağır bir iş. Asgari ücrete çalışılabilecek bir iş değil. Vasıfsız işçi değiliz biz. Talebimiz net, 5500 lira net maaş istiyoruz ve iş kolumuzun güzel sanatlardan ve büro çalışanlarından alınıp motokurye statüsüne değiştirilmesini istiyoruz… [Duygularına dair] Ya bu son bir aylık süreçte zaten çok yıprandık. Biz zaten sürekli yıpranan insanlarız. Yaptığımız işten dolayı sürekli mobinglere, sürekli zorlu trafik koşullarına maruz kalan insanlarız. Tabii müşterilerden dolayı da sıkıntı yaşadığımız oluyor. Hani “nerede kaldın” baskısı, “niye geç geldin” baskısı. Yani insanlar demiyorlar ki “nasıl geldin.” “Nasıl geldin” diye soran yok, hep “nerede kaldın” diyorlar. Biz her gün işe giderken ailemizle vedalaşan insanlarız. Biz her an ölümle burun buruna çalışan insanlarız. Yani bir motorcu belki günde en az beş kere kaza tehlikesi atlatıyordur. Bundan emin olabilirsiniz. Yani yaptığımız iş vasıfsız bir iş değil… [Bize bu süreçte] Halkın genel olarak desteği iyiydi. Ama hala siparişler var, hala sipariş verenler var. Bu bizi üzüyor. Yani biz halkımızdan destek istiyoruz. Biz de bu ülkenin vatandaşıyız. Halkımızdan istediğimiz bize sahip çıkmaları. Pandemi koşullarında insanlar camdan dışarı bile bakmaya korkarken biz kapı kapı dolaşıp, merdiven merdiven çıkıp insanların ihtiyaçlarını karşılamak için çabaladık. Canımızı dişimize takarak çalışıyorduk. Yani biz dinlenmeyen insanlarız, sürekli çalışan insanlarız. Talep ettiğimiz şey de çok bir şey değil aslında, 5500 lira maaş istiyoruz. Başka bir şey değil… [Katılımın azalmasına dair] Depolarda yavaşlatmaya katılan çok arkadaşımız var ama insanlar bir cevap alamadıkları için, muhatap bulamadıkları için buraya gelmek istemiyorlar. Bir sürü arkadaşımız da haklarını bırakıp işten ayrılmak zorunda kaldı. Çünkü aldıkları ücret geçinebilecekleri ücret değil. Biz şu an faturalarımızı dahi ödeyemeyecek hale geldik.

Bir başka emekçinin anlattıkları tablonun vehametini gösteriyor:

+ Biz bugün eylemimizin 30’uncu günündeyiz. Hakkımızı aramaya devam ediyoruz, sonuna kadar da devam etmeyi düşünüyoruz. Gelmeyen arkadaşlara gönül koymuyoruz ama biz hakkımız olanı aldıktan sonra onlar bizim yüzümüze nasıl bakmayı düşünüyorlar? Bunu sormak istiyorum öncelikle. [Katılım miktarının azalmasına dair] 200-300 kişi olarak başlamıştık, şu an toplasan 30-40 kişi yokuz. Yolda gelecek olanlar var ama katılım çok çok düştü, arkadaşların umudu da kırıldı. Bir ay geçti sonuçta üzerinden. Ama benim umudum kırıldı diyemem. Sebebi şu: Birçok firma işçisi greve başladıktan 100 gün sonra, 150 gün sonra haklarını aldılar. Biz de illaki alacağız. Bizim sesimizi illaki duyacaklar. Sesimizi duymadıkları sürece ne olacak? Siparişler geç gidecek. Sonuçta sistem “Hızlı Market” olarak adlandırılıyor. Siparişler geç gidecek. Yemek siparişi verecekler, yemekler geç gidecek. Ondan sonra, zamandan ve paradan tasarruf edeceğim derken zamanını çöpe atacak; e insanların yemekleri soğuk gideceği için para da çöpe atılacak. Bir yerden kazanayım derken üç yerden kaybedecekler. [Halkın tepkisinin ne olduğu sorusuna binaen] Halkın desteği şu anda düştü. Önceden çok fazla destek vardı halk tarafında. Ne bileyim, “patron size hakkınızı vermiyor” diyerek bize bahşiş verip “size bari böyle destek olalım” diyenler vardı. Şimdi o da yok. Ne bileyim, siparişler çoğalmaya başladı, arkadaşlar işe gelmiyorlar. İşe gelmeyen arkadaşların iş yükü bize yükleniyor, bir anda 3 tane 5 tane paket veriliyor. Bu paketleri yavaş dağıtıyoruz, evet. Bu sefer de “iş yavaşlatıyorsunuz, diğer arkadaşların üzerine iş yıkıyorsunuz” diyerek tutanak tutuyorlar bize. Esnaf-kuryelik modeli ile bizi yolsuzluğa itiyorlar. Buraya gelirken bile bizi ücretli molaya alıyorlar. Ücretli molaya almadan önce “Sizin üzerinizden bir tane paket sekecek (?), sizi öyle ücretli molaya alacağım.” diye şart koşuyorlar. İlerleyen zamanlar için, “Siz diğer arkadaşlarınızın üzerine iş yıktınız şu-şu saatlerde molaya çıktınız. Bizi zor durumda bıraktınız” denilerek geriye dönük olarak tutanak tutuluyor. Bunlar işleme konulur mu, konulmaz mı bilmiyorum, o ayrı mesele. Sonuç şu: biz Yemeksepeti çatısı altında yolsuzluğa itiliyoruz. Esnaf-kurye olarak konumlandırılırsak bize deniyor ki “Bağ-Kurunu yatırmazsın, vergi kaçırırsın, naylon fiş-fatura kesersin. Bunları yaptığın zaman biraz daha fazla para kalır cebine.”  Mesela, benim SSK’m var. SSK önemli bir merci çünkü ileriki zamanda, Allah göstermesin, iki tekerlekli motor sürüyorsun, en iyi ihtimalle kolun kırılsa iki ay çalışamazsın. Çalışamazsan esnaf-kurye sisteminde para alamazsın. Çalışmadığın gün zarardasın. Kontağı çevirdiğin zaman en az 30 paket teslim etmeden kâra geçemiyorsun. SSK’nın amacı çalışmasan bile günlük bir kazancının olması. Yani kaza yaptığın zaman SSK’dan ücret yatıyor. Öbür türlü olduğu zaman Bağ-Kurlu olduğun için bir ücret alamıyorsun. Şirket senin üzerine, motor, motorun benzini, yağı, bakımı; montun, kaskın, eldivenin, botun… Her şey senin üzerine. [Kurye taşeronlaştırılıyor mu sorusuna binaen] Taşeron firmaların üzerinden alıyor zaten seni. Direkt gel benim bünyemde çalış demiyor. Diyelim, bir tane firma buluyor. Diyor ki o firmaya “Sen kurye bul, ben senden temin edeyim kuryeyi”. Parayı önce o firmaya aktarıyor. Firma ne kadar kesiyor ne kadar kesmiyor, bilmiyorum. Ondan sonra bize ödemeyi o firma yapıyor. Zaten her gün benzine, mazota zam geliyor. Bugün benzin olmuş 16,5-17 lira. Mesela ben bugün 250 liralık benzin aldım, bu hiç az değil. Bunu diyelim ki esnaf almış olsa bunun 34 lirası vergiden düşecek. 34 lira ile bugün hiçbir şey alamıyorsun.

+ (Bir başka emekçi kurye) Ocak ayının ilk gününe dek bizim hiçbir şeyden haberimiz yoktu. Yani ne zammın miktarından ne başka bir şeyden… Daha sonra ayın birinde bir baktık banka hesabına, asgari ücret yatmış.  Neden haber vermediklerini o zaman anladık tabii. Biz bunu şeflere falan önce ilettik, dedik ki “burada bir yanlışlık var.” “Yok” dediler, “banka hesabına yatan neyse o.” [Geçen sene alınan miktarın sorulması üzerine]  Geçen sene ücretimiz, asgari ücretin 500 lira üstündeydi, 3250 lira alıyorduk… Biz tabii hemen sokağa çıkmadık, önce bi’ üstlerimizle görüşmeye çalıştık ama şefin ve bölge müdürünün daha üstüne çıkamadık. Yani, bugün Nevzat Aydın demiş ya “iş yavaşlatanlar nankördür”. Biz iş yavaşlatmadan önce neler yaptık neler. Konuşmak istedik, görüşmek istedik ama bizi insan yerine bile koymadılar. Tabii bizim moralimiz bozuk, siparişlere gitmedik. Bu planlı değildi, moral bozukluğundan gitmedik. Ondan sonra dedik ki genel merkeze gidip görüşelim. Buradan toplandık genel merkeze gittik. Genel merkez bizi görüşmeye almadı ve böylece ilk eylemimizi yaptık. Sonra iş yavaşlatmaya döndü. Yani iş yavaşlatmaya “bu şekilde” döndü. İşi de yavaşlatmasak, buraya eyleme de gelmesek biz sesimizi nasıl duyuracağız? Çok komik, çok ayıp bize nankör demesi.

+ Aralık ayının 30’una kadar sözde saha kahramanıydık. Şu an hakkımızı aradığımız için birer nanköre döndük. Yani hakkımızı arıyoruz, hakkımız olmayan bir şeyi istemiyoruz…

+ Biz toplamda 5500 lira istiyoruz. Bunu da faturalarımızı ödemek, karnımızı doyurmak için istiyoruz. Biz 10 bin lira, 20 bin lira demiyoruz. 5500 lira verin de biz evimizi çevirebilelim, gıda alabilelim… [İşçi taleplerine direnilmesinin sebeplerine dair] Direniyorlar çünkü bizi bordrolu çalışan olarak istemiyorlar. İstiyorlar ki esnaf olalım, birer tane motosiklet alalım, şirket sigortamızı ödemesin, yakıt parası ödemesin, motorun bakımını karşılamasın. Bütün kurye servisini taşeronlaştırmak istiyorlar. Bu yüzden de asgari ücret vererek “çekin gidin buradan” demek istiyorlar aslında. Bizi istemedikleri için… Yoksa bunların reklama harcadıkları paranın onda biri değil bizim istediğimiz miktar.

+ Bir günlük reklam maliyeti ile bir aylık kaç tane kuryenin karnı doyar. Yanlış hesaplamadıysam en az 150 tane kuryenin karnı doyar, bir günlük verdiği reklam parası üzerinden. Yani reklamı 3 gün eksik ver 300 tane kuryenin maaşını ver veya sosyal medyada 3 tane az kişiye ulaş bize fazla ver. Hani sonuçta senin siparişini hazırlayan biziz, bizim sayemizde bu yerlere geldin.

 

+ Bugün yaşadığımız durum çok önceden planlanmış sincice bir plan aslında. Şöyle ki önce esnaf aldılar kendilerine, esnaf stoku yaptılar. Çünkü biliyorlar. Biz buna itiraz ettiğimizde işler aksamasın diye esnaf stoku yaptılar. İkinci bir aşamada da depo görevlilerine zam verdiler. Onların maaşını 4800 lira yaptılar. Yani her şeyi aslında sağlama aldılar. Aynı Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmadan önce yaptığı hazırlık gibi. Bütün altyapı hazırlandı, sonra biz burada eyleme gittiğimizde tabi esnafları var, e depocular da zam almış. İşleyişte bir aksaklık olmadı yani. Halk boykot etti ama halka da kupon dağıtarak bu işi tolere etmeye çalışıyorlar. Yani çok sinsi ve planlanmış bir şey. [Süreci destekleyenlere dair] Bu süreçte en başta Haluk Levent abiye çok çok teşekkür ederim. Yani kendisini daha önce de çok takdir ediyordum bir kez daha takdir ettim. Haluk Levent gibi abilerimiz siyasete atılmıyor da böyle ihale peşinde koşan kel kafalı, göbekli insanlar, müteahhitler siyasete atılıyor. Çok üzücü. İnşallah bir gün düşünür siyasete atılmayı. Yani idealleri olmayan, hiçbir hassasiyeti olmayan, duyarlılığı olmayan, hiçbir konuya itirazı olmayan insanların siyasete girmesinin ceremesini çekiyoruz. Bugünkü görüntü de bunun aynasıdır aslında. Birileri çıkıp “Sen n’apıyorsun? Ben de esnaf kurye modelini kaldırıyorum, öyle şey olmaz” diyebilmeli. Yani bi’ hassasiyet olmalı, insanların kırmızı çizgileri olmalı. İhale peşinde koşarak bizden oy istiyorlar, e bizimkiler de veriyor maalesef.

Eren Bülbül

“Biri de çıkıp demiyor ki iyi ki varsın Eren.” 2017’de PKK tarafından 15 yaşında katledilen Eren’in öldürülmeden kısa bir süre önce paylaştığı mesajdı bu. Kimsenin görmediğini, kıymet vermediğini düşündüğü o emekçi varoluşuna bir görünürlük ve…

Adil Küresel Dönüşüm

Tüm dünya halklarının çıkarlarına uygun şekilde fosil yakıtları aşamalı olarak nasıl ortadan kaldırabiliriz? Max Ajl, tarihsel Cochabamba Halk Anlaşması’nın geleceğe ışık tuttuğunu öne sürüyor. İbrahim Kuran’ın çevirisini sizlerle paylaşıyoruz. İklim değişikliği hususunda gelecekte neler olacağını…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.