+90’ın “Seks İşçisi Olmak” Videosu Üzerine

Tahmini Okunma Süresi: 4 dakika

+90 kanalının yayınladığı bu video, kendi açıklamasına bakılacak olursa, hayatlarını seks yaparak kazanan “düşmemiş” insanların sesinin duyulmasına bir katkı sunma amacını gütmekte. Gazeteciliğin küçük çaplı ilahı olan “başka öykü”ler anlatma, “marjinal anlatı”lar kurma isteği, üç tane “seks işçisi” üzerinden bu işin “düşülmeksizin” de yapılabileceğini göstermeyi kanalın editörlerine makul göstermiş olmalı. İlgili video hakkında yapılabilecek yorumların en soğukkanlısı, budur.

+90 isimli Youtube kanalının Nisan 2022 tarihinde yayınladığı “Seks İşçisi Olmak” başlığını taşıyan video geçtiğimiz günlerde birçok insanın dahil olduğu geniş çaplı bir tartışmaya yol açtı. Tartışmanın merkezinde, üniversite bitirdiğini bir süre sanatçılık yaptığını söyleyen, ancak şu anki kariyerinde sanatçılıktan daha iyi olduğuna inandığını belirten ve haftada dört saat çalışarak başkalarının elli saatte kazandığı parayı elde edebildiğini vurgulayan genç kadınla yapılan röportajın bir kesiti vardı.

+90 kanalının yayınladığı bu video, kendi açıklamasına bakılacak olursa, hayatlarını seks yaparak kazanan “düşmemiş” insanların sesinin duyulmasına bir katkı sunma amacını gütmekte. Gazeteciliğin küçük çaplı ilahı olan “başka öykü”ler anlatma, “marjinal anlatı”lar kurma isteği, üç tane “seks işçisi” üzerinden bu işin “düşülmeksizin” de yapılabileceğini göstermeyi kanalın editörlerine makul göstermiş olmalı. İlgili video hakkında yapılabilecek yorumların en soğukkanlısı, budur.

Ancak videobir dizi skandal niteliğinde sıkıntıyla malul. Bunların bazıları kanalın temsil iddiasında oldukları düşünülecek olursa kısmen anlaşılabilir, bazılarınınsa o temsiliyet dünyası içinde dahi iler tutar yanı bulunamaz. En başta, videonun öznesi olan insanların hikâyelerinin hâlihazırdaki ekonomik çöküntü içerisindeki özgül önemi sorunu yakıcı biçimde kendini hatırlatır. Ekonomisi iflâs etmiş bir memlekette fuhşun pezevenkli veya pezevenksiz biçimlerinden herhangi birisinin ne ölçüde “özgür bir seçimin” sonucu olabileceği, marjinal bir hikâye yaratma hevesinin ürünü olan video boyunca kenarından kıyısından dahi değinilmemiş bir mesele olmayı sürdürür. Hemen bütünüyle erkeklerin zevki için var olan bir müessesenin (zira fuhuşla iştigal eden erkeklerin de kahir ekseriyetinin müşterileri hemcinsleridir) zaten istihdam oranları her daim erkeklerin altında kalmış bir cinsiyeti taşıyanlar için ekonomik çöküntü devirlerinde cazip bir ihtimal olarak belirmesi ve bunun bu “özgür seçim”e etkileri, açıktır ki, video sahiplerini alakadar etmeyi başaramaz.

Fakat mesele katmanlıdır. Video, tam da bu özgür seçim konusunu deşmeyi reddettiği ölçüde bu konuda bir şeyler söyler. Üstelik, bu işi hür iradeleriyle seçtiklerine dair belirli bir kanaati olan kendi öznelerinin ağzından yapar bunu. Videonun üç kahramanından ikisi, “seks işçiliği”ne maddî sıkıntıları dolayısıyla başladıklarını söylerler. İlki ek gelir arayışındadır, ikincisi öğrencilik yıllarında, artık hatırlayamadığı bir sıcak para ihtiyacını gidermek için bu işe başlamıştır. Kuşkusuz, bir işe geliri sebebiyle başlamak bunun özgür iradeyi sekteye uğrattığı sonucuna ulaştırmaz bizi. Ancak video özelindeki sıkıntı, bu işe ilgileri sonucunda ve hür iradeleriyle başladığını beyan eden bu insanlar arasında üst sınıflara mensup kimsenin olmayışıdır. Üst sınıflardan gelen birçok kadının bir gelire ihtiyaç olmaksızın yaptıkları onlarca iş bulunur oysa, bazıları kişisel tatmin amacıyla, bazıları aile gelirinin bağlayıcılığından kurtulup bir kadın olarak kendi ayaklarının üzerinde durabilme azmiyle yapılan onlarca iş. Her nedense, yakın geçmişte kadınlar için “özgürleştirici” olduğundan bile dem vurulan fuhuş, bu işler arasındaki yerini alamaz. Fahişelik, dün de bugün de, en başta acilen para bulması gereken yoksul kadınlara terk edilmiştir. Bu da “özgür seçim”in üstüne ilk kuşku gölgesini düşürür: Özgür seçim – fakat acilen birkaç bin lira bulması gereken, kadın olduğu için istihdam konusunda dezavantajlı, yoksul bir kadın için hangi seçenekler mevcuttur ki? Örneğin öğrencilik yıllarında düştüğü maddî sıkıntıyı aşması gereken öznesine zikrettiği slogandaki “kumbara”dan başka hangi imkân tam anlamıyla tanınmıştır? Hâlihazırdaki sistem bu durumdaki kişilere neredeyse mecburiyete yakınsayacak biçimde ancak bedenlerini birtakım müşterilerin cinsel taleplerini yerine getirirlerse o kısa süre içinde ihtiyaç duydukları parayı kazanabilecekleri bir ortam yaratmışsa, ki yaratmıştır, seçimin özgürlüğünden bahsetmenin anlamı nedir ve bu özgür olduğu varsayılan seçimi paylaşmayan yüz binlerce sömürü mağduru karşısında ne ifade eder? X miktar parayı Y süresi içinde bulması gereken bir insan bunu ancak Z işiyle iştigal ederek yapabilecekse özgür seçime övgü düzülen şarkıların sesi kısılır. Kısılması gerekir. Ancak taşlanan kotlar dolayısıyla çalışanlarına akciğer kanseri olma riskini hediye ettiği için diğer fabrikalardan daha yüksek maaş veren bir kot fabrikasında çalıştığı takdirde ailesine bakabilecek olan birinin “özgür seçimi”dir bu. Öğrenci evinin kirasını bir hafta içinde ödemesi gereken bir kadına bedeninden istifade etmediği takdirde bu parayı vermeyecek olan bir sistemde “seks işçiliği”nin denk düştüğü seçim özgürlüğü de olsa olsa buna yakınsar.

Bir diğer sorun, enikonu reklam teknikleriyle çekilmiş bu videonun paranın tam anlamıyla pul olduğu günümüz Türkiye’si için ayrıca ifade ettikleridir. Yaşamlarını sürdürmek için en temel gereksinimlerini temin edemeyenlerden başka, insanın bütün mutluluğunu alım gücüne endeksleyen ve müteşekkir olma imkânını tümüyle hercümerç eden günümüz sisteminin muhatabı olan geniş bir kitlenin de güçbela yaşamaya çalıştığı 2022 Türkiye’sinde, insanların aklını ve ruhunu yıpratan yoğun rekabetlerden sağ kurtulduktan veya senelerce okul sıralarında dirsek çürüttükten sonra elde edemeyecekleri paraları haftada birkaç saat karşılığında onlara sunan kaç iş vardır? Dün bir kilo alabildiği ürünü bugün anca 250 gram alabilenden aylık kıyafet alışverişi artık senelik kıyafet alışverişine dönmüşlere, imkânı varken daha fazla kazanmamanın adeta bir bilim kanunuymuşçasına “enayilik” olduğunu fısıldayan gayrimedenî ekonomik rasyonalitenin insanları fuhşa teşvikine dair bir rıza imali, videonun her tarafından aşikâr olur. İnsanı toplumdan ve tarihten, rızasını da güç ilişkilerinin doğasından azade, serazat biçimde boşlukta salınan şeyler olarak ele alan postmodern anlatı, bin türlü vesileyle imal edilmiş bir rızanın öyle tozpembe, öyle liberal övgülerini şakır. Üstelik bu övgüler, sekmez bir biçimde, amaçlanan sonuçların tersini doğurur. Elli saatte kazandığı parayı bu işi yaparak dört saatte kazanma seçiminde bulunmamış kimseleri zımnen “iş bilmezler” olarak kodladığı için onları hiç değilse saygınlıklarını koruma kaygısıyla o kadar şikâyet ettiği, o kadar katlanılmaz bulduğu “ahlakçılık”a yönsetir.

O güne kadarki ekonomik modellerinin ani iflası ve kontrolsüz bir özelleştirme sonrasında büyük bir ekonomi çöküntü yaşayan Doğu Avrupa ülkelerine organize biçimde düzenlenen seks turizmi seyahatleri, birkaç dolar karşılığında insan onuruna aykırı hemen her şeyin bedenleri üzerinde tatbikine boyun eğmek zorunda kalan devasa bir sömürülmüşler zümresinin vücuda gelmesine yol açmıştı. Türkiye, bugün aynı tehlikenin eşiğindedir. Daimî bir tüketim çılgınlığının saadetin şifresi olarak kodlandığı bir çağın ruhunu soluyarak büyüyen ve önemli bir kısmı henüz reşit dahi olmamış birçok genç kız ve erkek, ailelerinin imkânsızlıklarından kurtulma ve nihayet kendilerine yeryüzüne düşmüş cennet olarak gösterilen o dünyaya giriş yapabilmek adına bedenlerini satmaya yönelik bu rıza imalinin muhatapları konumundadır. Zaten kendilerine hayal ettirilen dünyanın paryalaştırılmış ötekileri olmaları hasebiyle özgüvenleri de özsaygıları da zedelenmiş, kişisel gelişimlerini tamamlama imkânı bulamamış binlerce yurttaş ihtiyaçları olmasa tevessül etmeyecekleri bir meslekte özsaygıları berkitilmiş olsa kabul etmeyi düşünmeyecekleri fiyatlara bu işte çalıştırılmaktadır. Fakat +90 videosunun meselesi değildir bu. O sadece “Bakın, bu işi severek yapanlar da var” demenin peşindedir, toplumsal sağduyu gibi hayli muhafazakâr bir alanın bile gerisinde kalır bu ilericiliğiyle. Kendi öznelerinin hikâyelerindeki detayları bile tahlil etmez. Diğer pek çok meselede yaptığı gibi, bu konuyu da kendi kutsal seçim-rıza-irade üçlemesinin sığlığında ele alır. Oysa yurtseverce bir bakış şüphesini diri tutmak zorundadır: Hangi seçim? Hangi rıza? Hangi irade? Gecekonduda oturanlarımızın kendilerine bahşedilen “sınıf atlama hakkı”nı bir türlü seçmemesi kabilinden bir seçim olmasın bu? Onların günde on beş saat çalışmaya gösterdikleri, patronlarının “Çalışmayana ekmek yok!” temalı nutuklarının tesirinde yabancılaşa yabancılaşa gösterdikleri rıza olmasın?

Eren Bülbül

“Biri de çıkıp demiyor ki iyi ki varsın Eren.” 2017’de PKK tarafından 15 yaşında katledilen Eren’in öldürülmeden kısa bir süre önce paylaştığı mesajdı bu. Kimsenin görmediğini, kıymet vermediğini düşündüğü o emekçi varoluşuna bir görünürlük ve…

Adil Küresel Dönüşüm

Tüm dünya halklarının çıkarlarına uygun şekilde fosil yakıtları aşamalı olarak nasıl ortadan kaldırabiliriz? Max Ajl, tarihsel Cochabamba Halk Anlaşması’nın geleceğe ışık tuttuğunu öne sürüyor. İbrahim Kuran’ın çevirisini sizlerle paylaşıyoruz. İklim değişikliği hususunda gelecekte neler olacağını…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.