İktidarın Kalesi Kırsalda CHP Tabanı

Tahmini Okunma Süresi: 5 dakika

Seçim dönemi ve sonrası süreçte iktidarın kırsalda daha çok Türk-Sünni emekçi kesimlerden aldığı destek tartışmaya açıldı. Durumu açıklamaya yönelik apolitik tahliller aşağı yukarı halk kesimlerinin cehaleti ve sosyoloji vs üzerinden yapılarak faydasız bir tatmin aracına dönüştü, öte taraftan meseleyi sınıfsal bağlamda analiz eden çalışmalar devam ederken Yurtseverce’den değerli hocamız İlker Cörüt yeni bir kavramsallaştırma ile tartışmayı ilerletmeye çalışıyor. [1]

Seçim sonrası en hararetli tartışma ise muhalefet cephesinde yaşanıyor. Kamuoyuna daha çok CHP Genel Başkanlığı tartışması üzerinden yansıyan bu konu seçim yenilgisinin nedenleri üzerinden ilerliyor. Ben de iki ay öncesine kadar taşra örgütünde yer almış aileden hatta ‘atadan’ eski bir CHP’li olarak kırsaldaki gözlemlerime dayanarak öncesi, seçim dönemi ve sonrasıyla CHP seçmenini tartışmaya çalışacağım bu yazımda.

Üstte tırnak içinde özellikle belirttiğim atadan CHP’li olmak olgusu kırsalda CHP seçmeninde en kalabalık kategoriyi oluşturuyor. Orta yaş üzeri kesimde en büyük motivasyon bu diyebilirim.

Bu kesimlerin siyasal gelişmeler karşısındaki refleksleri CHP’nin tarihsel dönüşümüyle paralellik gösteriyor diyebilirim. 1960’ların ikinci yarısından itibaren yükselen halk hareketi ve sol mücadele içerisinde kendisini ortanın solunda tanımlayan CHP kuruluşundan itibaren en büyük dönüşümü yaşamış ve emekçi halk kesimlerinde muazzam destek sağlamıştı. Bu ideolojik dönüşüm kuşkusuz ülkedeki dönüşümle alakalıydı. 12 Eylül sonrası ve daha çok SHP sonrası ülkenin yeni ortalamasına göre CHP kendini yeniden dönüştürdü ve soldan sapma ve adına ulusalcılık denen yeni tip sağcılık hakim olmaya başladı. CHP tabanı kendini her zaman solda tanımlarken örgütteki engel olamayacakları dönüşüm onları da dönüştürmeye başladı.

Batıya doğru başlayan göç dalgası taşradaki en ileri unsurları buralardan koparırken geride partideki dönüşüme direnemeyen unsurlar kaldı. Taşra örgütleri de yeniden dönüşüme göre yapılandırılırken bölgede sol sosyalist yapıların yokluğu CHP tabanını sağa doğru savurmaya başladı. Siyasal İslam’ın ülkede iktidara gelmesi taşra içinde yeni bir dönemdi. Son seçimde de görüldüğü gibi iktidara ülkede en radikal ve yüksek destek taşradandı.

CHP’yi ülkenin ortalaması olarak tanımlıyorum ben. 1980 öncesi ülkede yükselen solla beraber CHP de kendini solda konumlandırdı. Bugün yeni Siyasal İslamcı iktidar ile ise sağa doğru yolculuk başladı. Zaten bu dönüşümle beraber CHP’de orta sınıf söylemleri ve bakış açısı hakim olmaya başlayınca taşrada daha çok alt sınıflardan olan CHP tabanı da buraya savruldu ve rıza üretmek daha kolay hale geldi.

AKP’li yıllar CHP seçmeni için en zor yıllardı. Giderayak parti devleti inşa edilirken CHP tabanı için yaşam daha zor hale geldi. İŞKUR’dan 9 aylığına işe girmek için dahi muhalif olmamak gerekiyordu mesela. Çocuğuna burs bulmak ya da bir kurumda işini çözdürmek günbegün daha zor hale geliyordu CHP tabanı için. Oğlu uzman çavuşluk başvurusu yapan baba utana sıkıla parti üyeliğini neden sildirdiğini açıklamaya çalışıyordu. İktidarın yerellerde yarattığı oligarşik yapı-devlet kurumlarındaki kadrolaşmalar, STK’lar, belediyeler, yerel basın vs ile- tüm halk kesimlerini olduğu gibi CHP tabanını da ablukaya almıştı. Esnaflık yapan bir partilinin iktidar yandaşları ve yereldeki ileri gelenleri tarafından müşterilerine dolaylı gözdağı verilirken, adeta ‘sakıncalı yurttaş’ olarak fişleniyor. Sosyal yardımlaşma vakfından yardım almak oldukça zor hale geliyor. Bu örnekler çoğaltılabilir tabi. Bunlar tüm ülkede yaşanan şeyler ama taşrada güçlü bir belediyesi ya da dayanağı yoktu bu insanların. Üstelik yaşadıkları yerde’ “azınlıklar”dı. Görece seküler olan bu kesim için yaşam tarzı da komşusu tarafından bir tehdit olarak algılanıyordu. En son seçim öncesi iktidar eliyle yaratılan gerginlik buralarda daha fazla hissediliyordu mesela.

Tüm bu koşullar yüzünden olsa gerek taşra CHP’lisini sağcılaşmaya ikna etmek daha kolay oldu. Zaten çevresi hep sağcıydı, iktidara koşulsuz destek veriyorlardı bu yüzden bu kesimlerin desteğini almak için onlara benzemeye çalışmak ‘işe yarayacaktı’.

CHP’deki bu ideolojik dönüşüm, sağın dili ile konuşmak, cumhuriyetin ileri kazanımlarını korumak konusundaki ürkek tavır, yani sağın hegemonyasını kabul edip, değerlerini olumlamak, oraya yaslanarak ilerleme politikası, ilerici değerlerin ve unsurların iktidar ve yandaşları tarafından şeytanlaştırılmasına yardımcı olurken, sıradan halk kitleleri tarafından marjinal eğilimler olarak görülmesine hizmet etti. Tüm bunlar taşranın yukarda bahsettiğim koşullar içerisindeki partilisini kendinden taviz vermesine yahut baskıyı daha fazla hissetmesine neden oldu.

Aslında bu politik dönüşüm tartışmaları AKP’li yıllarda bu hep devam etti. 2019 yerel seçimleri ile bu stratejinin başarılı olduğu ‘ispatlanınca’ taban en başlarda geçici bir taktik olduğunu düşündüğü bu stratejiye daha meyilli hale gelmeye başladı. Daha önceleri gelen eleştirilere bu pragmatizmin ileriye taşıyan geçici bir taktik olduğu cevabını verenler artık iyiden iyiye güçlenmiş, özgüven kazanmıştı ve bunun aslında bir ‘doktrin’ olduğu anlatılmaya çalışılmıştı.

Taban için bu yanılsama fazla sürmedi.

AKP’li yıllarda doğmuş büyümüş gençlik kesimi için ise bu fikir daha cazipti. Onlar sola daha yabancıydı neticede. Büyükler Süleyman Demirel övgüleri yapsa da 6 mayıslarda Denizleri de anıyordu ama yeni nesil gençler için ‘siyasetüstü bir Atatürkçülük’ hep daha cazipti. Kendileri gibi genç, seküler ama asla ‘din düşmanı’ olmayan biraz onlara biraz karşı tarafa benzeyen bir liderlikti onların istediği.

Bu yüzden zaten kazanacak aday tartışmaları ve sosyolojiyi yanına çekmeye yönelik her adım kabul gördü bu kesimlerden. Partinin kendi geçmişini silmeye çalıştığı bir dönemde ne faşistler tarafından katledilen Nevşehir il başkanları Zeki Tekiner’den haberleri olabilirdi ne de en azından mesela Partiye buradan eleştiri getiren ‘Gelecek için Biz’ kanadından. Artık sağ ve solun kalmadığı vaaz ediliyordu en tepeden ne de olsa. Böyle bir durumda sağcılığın yedeğine düşmek daha kolay oldu gençler için.

Sağın seküler olduğu iddiasını taşıyan kesimleri ile yapılan ittifak gençlerden daha fazla destek aldı bu yüzden. Ama partideki ideolojik savrulma yüzünden sağ seküler kesimlerin tekeline aldığı ‘siyasetler üstü Atatürk’ hikayesi (aslında bence sağ Kemalizm anlatısı) gençliği etkisine alınca gençlerin partiye daha sağdan eleştirileri baskın gelmeye başladı.

 

Belirtmek gerekir ki seçim stratejisine yönelik bir eleştiri var tabanda. Sağ ile kurulan masanın partiye zararı olduğu, oyu olmayan AKP eskilerine bedavadan vekil verildiği vs gibi. Ama bu eleştiriler soldan sapma tahlili üzerinden değil daha çok yanlış partner seçme hatası üzerinden yapılıyor. Partinin seçim öncesi ortaya koyduğu neoliberal ekonomi politikasına dair hiçbir eleştiri yok mesela.

Bugün liderlik üzerinden yapılan tartışmalarda görüyoruz ki CHP tabanı yine aynı yere savruluyor. Seçim yenilgisini ideolojik olarak temellendirmek yerine izlenen stratejinin yetersiz olduğu ya da yanlış aktörler ile ortaya konduğu düşüncesi var. Partiye soldan yapılan eleştiriler oldukça cılız.

Kılıçdaroğlu’nu destekleyenler Kılıçdaroğlu’nun başarılı ama yetersiz kaldığına inanıyor. İmamoğlu yanlıları ise yukarıda tarif ettiğim politik stratejiye en uygun liderin o olduğuna inanıyorlar.

Kişisel olarak TİP ya da öteki sol sosyalist yapıların bu gelişmelere müdahale etmemesinin hem CHP elitlerinin hem de seküler olduğunu iddia eden sağ akımların işine geldiğini düşünüyorum. Parti tabanında durum analizi yaparken bu kesimlerin dilinin daha ağır basmaya başladığını görüyoruz mesela.

Yazıda belirttiğim gibi parti tabanı her zaman kendini solda tanımlar ama partiye her ne kadar eleştirileri olsa da bulunduğu yerde en ileri unsur olarak CHP’yi görür yine. Ama anlattığım gibi CHP’deki sağ dönüşüm tabanı da dönüştürdü yıllar içinde. Bu yüzden CHP’den sola değil sağa kaymalar yaşandı yıllar içinde.

Bugün CHP tabanı içindeki cumhuriyetçi yurtsever kesimlerden büyük bir destek sağlayan Türkiye İşçi Partisi CHP’ye soldan eleştiri getirmediği her an parti tabanı sağa itilmeye devam ediyor. Partiye yönelik tüm eleştiriler sağın dili ve retoriği ile ilerliyor. Taşrada ileri kesim ve değerlerin şeytanlaştırılması daha kolay satın alınıyor kitleler tarafından. Kitlelere karşı sorumluluğunu yerine getirmede daha cüretkâr olmasını umuyorum.

Sonuç olarak

Siyasetin işi sosyolojiyi yanına çekmek değil onu dönüştürmektir. AKP iktidarının kırsalı olduğu gibi bırakmadığı ve onları dönüştürdüğü ve hegemonyayı inşa ettiği ortada iken buraların desteğini almak isteyen kesimlerin öncelikle taşranın stabil kaldığı yanılgısından kurtulması gerekiyor. Onları olduğu gibi kabul ettikleri durumda dahi geride kalmaları kaçınılmaz.  Muhalefet tabanında da durum aynı şekilde ilerliyor.  Olan bitenin kültürler ya da kimlikler üzerinden okumasını yapan bir siyasetin kaçınılmaz olarak varacağı yer de buydu sanırım. Mavi yakalı- beyaz yakalı tartışmalarındaki dilin muhalif seçmende karşılık bulması da bu yüzden. Sağcılaşmanın en önemli başarılarından bu ve doğru yerden müdahale etmedikçe egemen hale gelecek bu dil. Taşranın alt sınıf muhalif seçmeni de elindekini koruma güdüsüyle  ve giderek taviz verdiği yaşamıyla  bir mevziiye itilmiş durumda. Küçük adamın geçim etiği muhalif seçmende bu biçimlerde ortaya çıkmaya devam edecek ve bir avuç toprağıyla geçimini sağlayan çiftçi tefeci bezirganla aynı dili konuşacak.

O yüzden bir kez daha HAYAL GÜCÜ İKTİDARA…

[1] https://yurtseverce.com/2023/07/28/kucuk-adamin-gecim-etigi-oligarsik-diktatorluk-ve-hayalgucu-iktidara/

Yurtseverlik bir İman Meselesidir!

Yurtseverlik, ulusun cari gerçekliğine en sert ve keskin mesafeyi alabilirken, aynı anda ve bir başka düzeyde ulusla aşırı bir özdeşleşme gerektirir. Bunun pratik devrimci karşılığı şudur: ancak sermaye, devlet ve tahakküm yapıları tarafından yapılandırılmış aktüel…

İkinci Yüzyıla Girerken Kemalizm’e Bakışlar

Kemalizm’in buralara “düşmesi” aslında tarihsel bir sapma değil, mukadderat idi bana göre. Yola çıkışında onu bu hale mecbur eden bir küçük burjuva radikali damar vardı. Müdafaa-i hukuk’tan başlayan o sınıfsal dinamik, belli bir yerde uzun…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir