AKP Seçimle Devrilebilir mi?

Tahmini Okunma Süresi: 3 dakika

Gerçek bir seçimi mümkün kılabilecek tek kuvvet halk kitlelerinin örgütlü kuvveti olabilir. Tam teşekküllü bir toplumsal mücadele seçimi riske etmez, bunu iddia etmek AKP söylemini ve aklını içselleştirmektir. AKP şu an ne yapmak istiyor ve yapamıyor da sokakların karışmasından medet umsun? Gerçek bir seçim, ancak tam teşekküllü bir toplumsal mücadele durumunda imkan sahasına girebilir. Seçim güvenliği, seçim gecesine ve takip eden bir iki haftaya sıkıştırılacak bir sandık ve oy sayımı güvenliği kampanyası olarak görülmemeli. Seçim güvenliği hiç olmadığı kadar toplumsal mücadeleyi yükseltme meselesi haline gelmiştir. Uluslararası sermaye oligarşisi ve devlet oligarşisinin oligarşik diktatörlüğüne, hak hukuk tanımaz eylemlerinin sonuçları olacağı ve tek taraflı irade dayatmasında bulunamayacakları gösterilmelidir.

6’lı masa, adayın kim olacağı ve hatta sosyalistlerin seçim ittifakı tartışmalarının örtük bir kabulü var. Bu kabule göre, iktidar seçimle değişebilir ve bütün bu ekonomik toplumsal kriz ortamı içinde de bu değişimin olması kaçınılmaz.

AKP’nin gittikçe artan otoriterliğini ve seçim süreçlerine müdahalelerini gerekçe göstererek “bunların seçimle gitmeyeceğini”, “kaybedecekleri seçime girmeyeceklerini” söyleyenler de yok değil. Ama bu iddiaları ileri sürenlerin dayanakları çoğu kez moral bozukluğundan, kötümserlikten, öğrenilmiş çaresizlikten ötesine gitmiyor. Böyle olduğu oranda da iktidarın gücünü yeniden üretiyor.

Ekrem İmamoğlu’na verilen ceza, terör soruşturması, kayyum girişimi, HDP’nin kapatılma ihtimali derken AKP’nin seçim sürecine müdahalesinin kapsamı tekrar tartışma konusu oldu. Bu tartışmaya kısa bir yazıyla, Karatani’nin devletin özerkliği ve Kıvılcımlı’nın tefeci-bezirgan sermaye vurgusu lehine ve ortodoks Marksizmin devlet analizi aleyhine bir tez ile katılmak istiyorum. Tez şu:

1-AKP, temsilini başka bir siyasal partide de bulmaya pekala ilkesel olarak açık olabilecek burjuvazinin şu ya da bu fraksiyonunun temsilcisi değildir.

2-AKP, alelade bir siyasi parti değildir, devletin bizatihi kendisidir. Bu durumda, AKP’nin sermayeden özerkliği, Kojin Karatani’nin tabiriyle devletin sermayeden özerk bir mübadele ekonomisine sahip olması meselesidir.

3-Devletin üzerine kurulduğu mübadele modeli zor yoluyla el koyma ve yeniden bölüşümdür, toprak üzerinden işleyen bir hükümranlıkla çalışır. AKP devleti bağlamında bu mübadele ekonomisinin başlıca birikim araçları ve aktörleri arasında şunlar sayılabilir:

  1. merkezi-yerel kamu ihaleleri üzerinden gerçekleşen birikim ve transferler (Kamu İhale Kanunu’nun sürekli değiştirilmesi, “5’li çete”ye kaynak aktarımı)
  2. bedelsiz tahsisler (yandaş vakıf, dernek, tarikat, kurumlara)
  3. vergi-imar-ceza afları (yandaş şirketlere, suç örgütlerine)
  4. kamu bankalarının verdiği düşük faizli krediler (Demirören-Ziraat Bankası)
  5. kentsel rant üretimi (imar değişiklikleri, “çılgın” projeler, Kanal İstanbul)
  6. askeri-sınai kompleks (zor kapasitesinin yerlileştirilmesi)
  7. denetimsiz maden ruhsatları dağıtımı (çevresel etki değerlendirme raporlarının devre dışı bırakılması)

Poulantzas’ın küresel kapitalizm döneminde devletin uluslararasılaşması vurgusunu da dikkate alarak AKP devletini meşrulaştıran mübadele ekonomisinin şu uluslararası unsurları da içerdiğini ekleyelim:

  1. “iç” kamu düzeni üzerinden uluslararası kapitalist düzenin “istikrarına” sunduğu hizmet karşılığı elde edilen rant,
  2. Türkiye’yi devasa bir sığınmacı kampına çevirerek uluslararası göç yönetimine sunduğu hizmet karşılığı elde edilen rant,
  3. Varlık Barışı üzerinden çekilen karapara.

4-Yani, gücünü merkezi ve yerel devlet aygıtı üzerinde yıllar boyu süren mutlak kontrolden alan, devletin yağma ve yeniden bölüşüm dinamiği içinde ve uluslararası sermaye oligarşisiyle işbirliği halinde birikim ağlarını, 5’li çete adı verilen patronlarını, sendika ağalarını, dinsel örgütlerini, suç örgütlerini yaratan bir yapıdan bahsediyoruz. Kıvılcımlı’nın tefeci-bezirgan sermaye vurgusu, devlet merkezli bu yağmacı birikim dinamiğini anlamak açısından kısmen yardımcı olacaktır.

5- AKP, temsilini başka bir siyasal partide de bulmaya pekala açık olabilecek burjuvazinin-burjuva sınıf fraksiyonunun temsilcisi değilse, uluslararası sermaye oligarşisiyle ittifak halindeki devlet fraksiyonunun bizatihi kendisi haline gelmişse, bu devlet fraksiyonunun            gücünün merkezinde duran devlet aygıtını serbest seçimle devretmeye açık olabileceğini nasıl varsayabiliriz ki? Hangi toplumsal sınıf/çıkar grubu kendi varlığını seçim ve oylama konusu yapar?

6-AKP’nin kendisini içeriden frenleyecek, gerçek bir seçimli demokrasiye yönelik vazgeçilmez bir ideolojik-normatif angajmanı yok. Çıkar birlikteliği, içindeki çatlaklardan daha güçlü. Uluslararası sermaye oligarşisine sunduğu hizmet, bölgesel hegemonya hırsının neden olduğu tatsızlıkları, yerli-milli emperyal aşırılıkları pekala idare edilebilir kılıyor. Uluslararası sermaye oligarşisinin yerel uzantılarının, akibeti belirsiz orta vadeli bir sürdürülebilir kapitalizm perspektifi için kısa vadeli cazip kazançları riske edeceğini ve AKP’yi karşısına almaya kalkacağını düşünmemiz için bir neden yok. Sahiden, uluslararası sermaye oligarşisinin daha kurumsal bir kapitalizm istediğini bize kim söyledi?

7-Bu durumda seçimle AKP’yi devirmek imkansızlaştı mı? Hayır, ama seçim de toplumsal-siyasal güç dengesizliğine bağışık, özerk bir bağlamda, her durumda öngörülebilir bir hukuki çerçevede işleyen bir süreç değil. “15000 oyla İstanbul’da seçim kazanılır mı”nın, “1,500.000 oyla Türkiye’de seçim kazanılır mı” olarak yeniden ifade bulmasının önünde bir engel yok. Unutmayalım, AKP İstanbul seçimlerinin sonucunu hala tanımış değil ve görünen o ki tanımayacak da.

Bu durumda, gerçek bir seçimi mümkün kılabilecek tek kuvvet halk kitlelerinin örgütlü kuvveti olabilir. Tam teşekküllü bir toplumsal mücadele seçimi riske etmez, bunu iddia etmek AKP söylemini ve aklını içselleştirmektir. AKP şu an ne yapmak istiyor ve yapamıyor da sokakların karışmasından medet umsun? Gerçek bir seçim, ancak tam teşekküllü bir toplumsal mücadele durumunda imkan sahasına girebilir. Seçim güvenliği, seçim gecesine ve takip eden bir iki haftaya sıkıştırılacak bir sandık ve oy sayımı güvenliği kampanyası olarak görülmemeli. Seçim güvenliği hiç olmadığı kadar toplumsal mücadeleyi yükseltme meselesi haline gelmiştir. Uluslararası sermaye oligarşisi ve devlet oligarşisinin oligarşik diktatörlüğüne, hak hukuk tanımaz eylemlerinin sonuçları olacağı ve tek taraflı irade dayatmasında bulunamayacakları gösterilmelidir.

Aşırı Sağın Yükselişinden Çıkarılacak Dersler

Aşırı sağcılar en kolay tabirle “doğru yerlere basıyorlardı”. Ulusal bütünün ve kamusallığın parçalanışına hayatımıza yerleşen problemler olarak işaret ediliyordu. Burası doğruydu ve kitlesel desteği de çoğunlukla bunlara işaret etmekten aldılar. Ancak aşırı sağcılar, buradan sonra…

Prekaryalaşan Türkiye -2-

Prekaryalaşan Türkiye yazımızda, Türkiye’nin 12 Eylül 1980 darbesinden bugüne kadar Neoliberal ekonomiye geçiş sürecini tartışmış ve bu süreç içinde emek dünyasının nasıl güvencesiz bir hale getirildiğini anlatmıştım. Bir daha ki yazımızda bunun sektörel bazda Türkiye’deki…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir